GIDA BİLGİ KİRLİLİĞİ

GIDA BİLGİ KİRLİLİĞİ

25.08.2015 | Aktif Sağlıklı Yaşam| | Henüz yorum yazılmamış

GIDALARLA İLGİLİ DOĞRULARI HANGİ UZMAN SÖYLÜYOR?

Gıdalarla ilgili birçok uzman bilgi veriyor, sayısız kaynak üretiliyor ve çelişkili bilgiler sunuluyor.

 

Peki ama hangisi doğru?

Diyet önerileri de sunan beslenme konulu bazı kitaplar her zaman çok satanlar listesindedir. İçindeki bilgiler bazen anlaşılmaz olsa da kilosundan memnun olmayan bireylerin kütüphanesinde bu kitaplardan mutlaka en az bir tane bulunur. Sağlıklı beslenme ve diyet konulu programlar da reytinglerde üst sıralarda yer alır ve çoğu zaman kitaplarda okuduğumuz, uzmanlardan dinlediğimiz bilgilerin birbirleriyle çeliştiğini görürüz. Günümüzde bilgi kirliliği, konunun uzmanlarına ve kaynaklara duyulan ihtiyacı artırıyor. Daha çok uzman, daha çok kaynak, daha çelişkili bilgiler, sağlıklı beslenme konusunda yazılan kitapların daha çok satmasına ya da programların daha çok izlenmesine neden oluyor. Tereyağı mı, zeytinyağı mı? Ekmekten tamamen vazgeçilmeli mi? Günde kaç öğün yemeli, kaç bardak su içmeli? Pastörize süt zararlı mı? Tatlandırıcı düşmanımız mı? Günde kaç yumurta tüketilmeli? Az az, sık sık en sağlıklı beslenme yöntemi mi? Kolesterol dost mu, düşman mı? Son günlerde farklı platformlarda sıkça tartışılan ve Sağlık Bakanlığı’nın da gündeminde yer alan gıdada bilgi kirliliği konusunu örneklerle açıklayalım istedik. Sağlıklı beslenmeyi konu eden kaynakları taradık ve yer yer çelişkili olduğunu gördüğümüz örnekleri sizler için derledik.

 

Sağlıklı beslenmede ara öğünlerin yeri

 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

“Öğünlerin arasında en az 4-5 saat olmalı!”

 

“İnsülin hormonu, kan şekerinin yakıt olarak kullanılmasını ve kullanılmayan fazla kısmının da ileride kullanılmak amacıyla depo edilmesini sağlar. Leptin hormonunun görevi ise depoda birikmiş olan vücut yağlarının enerji olarak kullanılmasını sağlamaktır. Leptin, 4-5 saat bir şey yenmediği takdirde depo edilmiş olan yağları kan şekerine dönüştürerek vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlar. Birikmiş yağların yakılabilmesi için leptin hormonunun salgılanması şarttır. Sık sık bir şey yediğimizde, kan şekerimizle birlikte insülinimiz de yükselmektedir. Bu alışkanlık devam ettiği sürece kanımızdaki insülin hormonu sık sık yükselecek ve devamlı olarak yüksek düzeyde kalacaktır. Yakıt olarak kullanılmamış olan yağlar da devamlı olarak depo edilecektir. Sık sık ve az az yemek, sizi değil hastalıkları besler!”

 

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak

www.dilarakocak.com.tr

“Sağlıklı ve dengeli beslenmenin altın kuralıdır üç ana üç ara öğün şeklinde beslenmek.”

“Ara öğün tüketmek neden bu kadar önemli? Amaç, kan şekerinizi dengede tutup çabuk acıkmayı ve bir sonraki öğünde çok fazla yemeyi engellemektir. Bir diğer önemli konu ise ara öğünlerle beslenen kişilerde sık sık beslenmek alışkanlık haline gelecek ve buna bağlı olarak metabolizma hızı da artacaktır. Ara öğünler için 100-200 kalori civarında sağlıklı seçimler yaparak hem kilo kontrolü sağlanabilir, hem de kan şekerindeki dalgalanmalardan kaçınılabilir.”

 

Prof. Dr. Metin Özata

Naturel Zayıflama

“Yeme alışkanlıklarınızı değiştirin.”

“Beslenmede en önemli ilke üç ana öğün, üç ara öğün yemektir. Ara öğünlerde kuruyemişler, meyveler ve yağsız yoğurt tüketilmelidir. Ara öğünler, açlığınızı giderecek ve ana öğünlerde daha az tüketmenizi sağlayacaktır.”

 

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Hayatı Uzatmanın Sırları

“Önemli olan ara öğünlerde ne yediğinizdir. Eğer insülin salgılamanıza neden olmayan bir ara öğün yerseniz, metabolizmanıza faydası olur. Ceviz, fındık, badem, ayran harika ara öğün atıştırmalarıdır. Bir ara öğün ortalama 100 kaloriyi geçmemelidir.”

 

Dr. Engin Karagöz

Doktor Gözetiminde Zayıflama

“Metabolizma hızını kontrol edebilmek önemli.”

“Metabolizma hızını artırmanın yöntemlerinden biri de sık aralıklarla yemek yemek.”

 

Beslenme Uzmanı Dr. Ender Saraç

Ayurveda Sağlıklı Zayıflamanın Yolları

“Ara öğünlerde mutlaka yemek yemelisiniz.”

“Ara öğünler önemlidir. Bu öğünlerde kuruyemişler, meyveler ve yoğurt tüketilmeli.”

 

     Hangi sıklıkta muz tüketmek sağlıklı?

   

   Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

   Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

  “Akşam yemeği sonrası muz, yağ olarak depolanır.”

  “Meyve konusuna gelince... Mevsiminde doğal olarak (hormonsuz, kimyasal ilaçsız, GDO’suz) yetişmiş ve sağlıklı ortamda, kimyasal koruyucu maddeler sıkılmadan (mumlanıp parlatılmadan) saklanıp satışa sunulan tüm meyveler sağlıklıdır. Meyvelerin içerdiği şeker oranı, glisemik endeksini belirler. Bu nedenle meyvelerin tüketim miktarları, zamanları ve şekilleri onları vücudumuz için sağlıklı veya sağlıksız hale getirebilir. Örneğin gün boyunca başka tatlı ve şekerli bir yiyecek yememek koşuluyla sonbahar ve kış aylarında sabah kahvaltısında yenecek bir adet yerli muz, glisemik endeksi yüksek olmasına rağmen verdiği enerji gün içinde yakılabileceği için sağlıklıdır. Ancak aynı muz, akşam yemeğinden sonra tok karnına yenirse ve ardından yatılırsa, gece enerjisi fazla gelip yağ olarak depolanacağı için sağlıksızdır.”

 

Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez

Mucizesiz Zayıflama

“Kalbi koruyan bu mükemmel potasyum kaynağını haftada en az üç kere ister öğünlerinizin ardından isterseniz spora başlamadan önce yiyin. Muz, içeriğindeki prebiyotikler sayesinde bağışıklık sistemini uyararak dinç kalmanızı sağlar. İki küçük muz ortalama 100 kaloridir ama çok yüksek karbonhidrat içermez ve kan şekerini de yükseltmez. Sadece kaslar için kolay kullanabilir bir kalori kaynağıdır. Muz beyinde depresyona neden olan dopamin ve norepinefrin adlı kimyasalların düzeyini azaltır.”

 

     Ekmek düşmanımız mı?

   

   Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

   Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

  “Mutfağımıza hiç alınmayacak yiyecek ve içecekler arasında ekmek baş sırada gelmektedir. Ekmeğin her türlüsü; beyazı, kepeklisi, çavdarlısı, zararlıdır.”

“Türkiye’de üretilen ekmeklerin glisemik indeksleri çok yüksek. Yediğiniz bir dilim ekmek, üzerine sığacak sayıda kesmeşekere eşit! Bu sebeple ekmek kan şekerini aşırı hızda yükseltip azaltabiliyor. Bu da sağlık sorunlarının başlangıcı oluyor. Ayrıca ekmeklerin içinde aşırı miktarda tuz ve yumuşaklığını artırmak ya da daha çekici görünmesini sağlamak için farklı yapay katkılar kullanılıyor. Sonuçta bu kadar olumsuz etki bir araya toplanınca ekmek sizi değil, vücutta sinsi sinsi gelişen dejeneratif hastalıkları beslemiş oluyor. Hareket halinde olanlar, çok arzu ediyorlarsa az bir miktar ekmek yiyebilirler. Tabii o gün 5 km. yürümek şartıyla...”

 

Prof. Dr. Metin Özata

Naturel Zayıflama

“Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği”

“Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam buğday ekmeğini arzu ederseniz üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin. Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar. Kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler. Günde en fazla beş dilim ekmek yenmelidir.”

 

Beslenme Uzmanı Dr. Ender Saraç

Ayurveda Sağlıklı Zayıflamanın Yolları

“Ekmeği sakın hayatınızdan çıkarmayın.”

“‘Ekmeği hayatınızdan çıkarın’ diyenlere inanmayın. Beyaz ekmeği değil ama çok tahıllı ekmeği günde üç dört dilim tüketin. Ekmekte B12 başta olmak üzere önemli besin kaynakları bulunmaktadır.”

 

Dr. Haluk Saçaklı

Zayıflarken Ölmeyin, Zayıflarken Mutlu Olun

“Sağlıklı beslenme için ekmek de tüketilmeli”

“Beyaz ekmeğin light’ı olamaz, light demek beyaz un yerine doğal un kullanılıp kepek oranı artırılmış demektir. Beyaz ekmeği kilo problemi olanlar yememeli, çabuk kana karışır, midede sindirilmeden çabuk gider. Ömür boyu kepekli ekmek de yenmez. Eğer sadece kepek ekmeği yersek içindeki madde bizim kansız olmamıza neden olur. Kilo probleminden arındıktan sonra gün içinde tüketilecek ekmeğin yarısı beyaz olmalıdır. Kolesterol problemi olanlar lif açısından zengin çavdar ekmeğini tercih etmeli.”

 

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak

www.dilarakocak.com.tr

“Ekmekten vazgeçmeli miyiz?”

“Bu sorunun cevabı aslında çok kısa: Hayır. Toplumdaki yanlış inanışlardan birisidir bu. İyi bir karbonhidrat kaynağı olan ekmeği kepekle tam buğdayla zenginleştirdiğinizde içeriğindeki lif oranı artacağından yeterli miktarlarda alımı yeterli ve dengeli beslenme açısından önemlidir. Bu nedenle her öğününüzde ekmeğe veya ekmek yerine geçebilecek farklı bir besine yer vermek gerekir.”

 

     Pastörize ve uzun ömürlü homojenize süt zararlı mı?

    

    Prof. Dr. Ahmet Aydın

   “Sütü süt olarak değil, süt ürünü olarak tüketin.”

   “Sütün raf ömrünü uzatmak için yapılan pastörizasyon ve UHT, bazı hastalık yapan bakterileri ortadan kaldırırken faydalı bakterileri de yok ediyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engeller, sindirim enzimlerini tahrip eder. Tahrip olan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır. Homojenizasyon sırasında uygulanan basınç, süt proteinlerinin moleküler yapısını büyük ölçüde değiştiriyor. Molekül yapısı değişmiş proteinler immün sistemini aşırı uyarıyor ve çocuğun ileride diyabet, astım ve multiplskleroz gibi ‘otoimmün-kendi dokularını tahrip edici’ hastalıklara yakalanmasına yol açıyor. Süt ayrıca iyi bir kalsiyum kaynağı değil. Kemikleri sağlamlaştırmıyor, tahrip ediyor. Mümkünse günlük mandıra sütü tüketilmeli. Sütü alınan hayvanın meralarda otlamasına ve suni yem yememesine dikkat edilmeli. Temiz olduğuna güveniliyorsa, sokak sütçüsünden de süt alınabilir. Şehirdeki en iyi seçenek, günlük pastörize şişe sütleridir. Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayın. Sadece ekşiyen veya kesilen süt ve yoğurtları yiyiniz. Sütü süt olarak değil, mayalanmış olarak yoğurt, kefir, peynir olarak kullanın. Böyle olunca kaynatmaktan dolayı kaybedilen vitamin, mineral ve enzimlerin bir kısmını geri kazanılır.”

 

 

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Hayatı Uzatmanın Sırları

“Eğer süt veya yoğurttan birini seçecek olsam, ben yoğurdu seçerim.”

“Sütte bulunan laktoza karşı alerjiniz olabilir. Zira süt içtikten sonra bazı insanlarda gaz, şişkinlik, mide bulantısı, hatta ishal, kusma gibi belirtiler görülmesinin sebebi budur. Bizim coğrafyamızda ve Asya coğrafyasında yaşayan insanlarda laktoz alerjisine, Avrupa insanına göre daha sık rastlanır. Bunun sebebi, onların vücutlarındaki laktoz enziminin bize oranla daha fazla olmasıdır. Sütte bulunan kazein adında bir protein, vücutlarda alerjik reaksiyonlar oluşturabilir. Özellikle çocuklarda sindirim sistemi sorunları, solunum sistemi sorunları, cilt döküntüleri oluşabilir. Ayrıca bu kazein maddesinin ilerleyen yaşlarda kanser gelişimini hızlandırdığını gösteren araştırmalar vardır.
Son dönemlerde yapılan araştırmalardan bir diğeri de çok şaşırtıcı sonuçlar vermiştir. Şöyle ki; süt, içerdiği yüksek kalsiyum nedeniyle kemiklerin kalsiyum yapısını destekleyeceği yerde proteinden yoğun yapısı nedeniyle vücudun asidik yapısını güçlendirerek tam tersine kemiklerden kalsiyum çekmekte ve idrarla kalsiyum kaybını artırmaktadır.”

 

     Uzman Diyetisyen Dilara Koçak

     www.dilarakocak.com.tr

    “Süt, sağlıklı beslenmenin temel unsurudur.”

    “Süt, son zamanlarda sıklıkla tartışılır bir konu haline geldi. Hatta bazı çevrelerde sütü hayatımızdan çıkarmamız gerektiğine dair konuşmalar yapıldığına şahit oluyorum. Bu durum birçok kişide sütle ilgili endişeye sebep oluyor hatta çocuğuna süt içirip içirmemekte tereddütte kalan birçok anne görüyorum. Tüm beslenme uzmanlarının fikir birliği içinde oldukları konu, sütün sağlıklı beslenmenin temel unsuru olduğudur. Süt konusunda hiç endişe etmenize gerek yok. Şimdi süte biraz daha detaylı bakalım:

 

Süt içeriğine bakılacak olursa; ortalama %87,3’ü su, %5′i karbonhidrat, %3,5’i yağ, %3,4’ü protein, %0,7’si de mineraldir. Süt, C vitamini ve demir dışında, başta kalsiyum, protein, fosfor, A ve özellikle B grubu vitaminlerinden B12 ve riboflavinin iyi bir kaynağıdır. Aynı zamanda elzem amino asitleri de dengeli olarak içermektedir.
13 milyon tonu ülkemizde olmak üzere, dünyada yaklaşık olarak 700 milyon ton süt üretilmektedir. Ülkemizde üretimi yapılan sütün %92’si inek sütüdür. Geri kalan %8’lik kısımda koyun, keçi, manda, deve, eşek gibi hayvanların sütleridir.
Süt tüketimin, kemik sağlığının yanı sıra obezite, kanser, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklardan koruyucu etki gösterdiği, diş çürüklerini ve osteoporozu önlediği, aynı zamanda tokluk hissi sağlayarak kilo kontrolünde etkili olduğuna yönelik kanıtlar bulunmaktadır.”

 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

“Kebap yiyin, süt içmeyin.”

“Yoğurt yiyin, ayran için ama süt tüketmeyin. Sadece kutu sütlerini değil günlük sütleri de… Çünkü süt en alerjik gıdadır. Çocuklarda başta astım olmak üzere pek çok kronik hastalığa sebep olabilir. Süt birçok ısıl işlemden geçiyor. İçindeki sindirici enzimler özelliklerini kaybediyor, vitaminler azalıyor.”
 

Et ve Süt Kurumu

www.esk.gov.tr

“Pastörize ve Uzun Ömürlü Sütler Katkı Maddesi İçermez”

“Pastörize ve uzun ömürlü sütler maksimum hijyen koşullarında üretilen ve sürekli olarak analiz edilen ürünlerdir. Hastalıkların önlenmesi, temiz süt kullanmakla mümkündür. Süt alınırken, pastörize ya da steril edilmiş (uzun ömürlü süt) süt tercih edilmelidir. Günlük sütler, kutu ya da şişe pastörize edilmişlerdir. Oysa sokak sütlerinin herhangi bir denetimi söz konusu değildir. Avrupa ülkeleri açık süt satışını biz henüz işlenmiş ve paketlenmiş sütle tanışmadan çok önce yasaklamışken, ülkemizde yapılan tüketici araştırmalarına göre ev hanımlarının önemli bir kısmının sokak sütü tükettiği tespit edilmiştir. Bu gruptaki tüketicilerin çoğunluğu, sokak sütünün su ve diğer katkı maddeleri içerdiğini bilmelerine rağmen tercihlerini sürdürmektedir. Uzun ömürlü sütte katkı maddesi bulunduğu inanışı doğru değildir.”
 
 
 
     Sadece zeytinyağı mı kullanmalıyız?
    
 
    Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez

    Mucizesiz Zayıflama

   “Trans yağ içermeyen, doymuş yağ oranı az yumuşak margarinler yemeklerde kullanılabilir.”

   “Sağlıklı bir beslenmede alınan enerjinin %25-30’unun yağlardan gelmesi gerekiyor. Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için, günlük enerjinin %7’si kadarının margarin ya da tereyağı gibi doymuş yağlardan, %15-20’si kadarının zeytinyağı ya da fındık yağı gibi yağlardan, % 7’si kadarının da ayçiçek yağı, mısırözü yağı gibi yağlardan alınması önerilebilir.”
 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

“Az tereyağı yediğimiz için hastalanıyoruz.”

“Ben hastalarıma kaşıkla zeytinyağı veriyorum. Harvard Tıp Fakültesi’nin araştırmasına göre çok karbonhidratlı yiyeceklerden sonra kalp krizi ve felç 26 kez daha fazla görülüyor, bilinenin aksine çok yağlı yiyecekler yedikten sonra değil. Damardaki plakların oluşmasında sağlıklı yağ olan tereyağı, zeytinyağı ve balık yağı omega- 3’ün tüketilmemesinin payı var. Bunlar koruyucudur.”
 

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak

www.dilarakocak.com.tr

“Yağlar, vücudumuz için gerekli olan enerjinin en önemli kaynaklarındandır.”

“Yağlar vücudumuzun işleyişi için önem taşımaktadır ve dengeli olduğu sürece yağ tüketmekten korkulmamalıdır. Hem omega-6 hem de omega-9 yağ asitlerinin yeterli alınması amacıyla bitkisel yağlar dönüşümlü olarak kullanılmalıdır. Bunun için salatalarda zeytinyağı, yemeklerde ayçiçek yağı ve kanola yağı veya mısırözü yağı ve fındık yağı veya soya yağı ve fındık yağı karışımı, ara öğünlerde her gün 2-3 tam ceviz veya 10-15 fındık veya badem kullanmak bu amaca yönelik iyi seçimdir.”
 

Diyetisyen Taylan Kümeli

Lezzetin İnanılmaz Hafifliği

“Sıvı yağ kullanmalıyız.”

“Zeytinyağı sağlıklı diye biliyoruz, ancak en az diğer yağlar kadar o da kalorili… Yemeklerimizde kullanacağımız yağ sıvı olmalı. Tereyağı ve margarinleri hayatımızdan çıkarmalıyız. Sıvıyağı kullanırken de ölçüsüne dikkat etmeliyiz. Katı yağın da sıvı yağın da kalorisi aynıdır ve bir tatlı kaşığı yağ 45 kaloridir. Sıvıyağı kullanmanın en doğru yolu ise, zeytinyağı veya fındık yağından bir ölçü, diğer sıvıyağlardan da bir ölçü karıştırarak kullanmaktır. Böylece, yağ dengesini yakalamış oluruz.”
 
 
 
Haftada kaç yumurta?

 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

“Yumurta hayat kurtarır”

“Doğal yemle beslenen ve özgür olarak gezinen tavukların yumurtaları kan kolesterolünü yükseltmez. Aksine sağlıklı bir hayat için her gün iki adet bütün yumurta yenmelidir. Yumurtanın ne kolesterolü yükselttiği, ne de kalp krizine neden olduğu ispatlanamamıştır. Doğal olan yumurta, doyurucu ve tok tutucudur. Karbonhidrat içermediği için glisemik indeksi sıfırdır. Benim önerim, dört mevsim her sabah iki yumurta yenmesi yönünde. Fazlası da yenebilir. Ancak pişirme şekli çok önemli! Fazla pişirildiği zaman trans yağ meydana geliyor. Bu nedenle çok katı olmadan, rafadan haşlanarak yenebileceği gibi hafif çevrilerek omlet şeklinde de yenilebilir.”
 

Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez

Mucizesiz Zayıflama

“Diyabet hastalığı bulunanlar, haftada 2-3 yumurtadan fazla tüketmeseler iyi olur.”

“Yıllarca kalp damar hastalıklarının tek sorumlusu olarak gösterilen yumurtanın
yeterli ve dengeli beslenme açısından faydaları konusunda tüketicilerin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Yumurtanın sarısında yüksek miktarda kolesterol bulunduğu ve bu yüzden kan kolesterol seviyelerini az da olsa yükseltebileceği ihtimali doğrudur. Fakat bunun yanında yumurtada kalp hastalığı riskini azaltan proteinler, B12 ve D vitaminleri, riboflavin ve folat gibi çok önemli mineraller de vardır. Makul miktarlarda tüketildiğinde yumurta sağlıklı bir diyetin çok önemli bir parçasıdır.”
 

Dr. Ayşegül Çoruhlu

Alkali Diyet

“Günlük yumurta tüketiminde beyaz kısmı 5 taneye kadar çıkabilirken, sarısı 1’i geçmemelidir.”

“Serbest dolaşan, doğal yemle beslenen tavuk yumurtaları tüketilmelidir. Yumurta beyazı ideal protein kaynağıdır. İçinde ihtiyacımız olan bütün aminoaistler dengeli bir oranda bulunur. Sarısı ise bir miktar araşidonik asit üretimine neden olur. Asıl protein ve gerekli tüm aminoasitler yumurtanın beyazındadır.”
 
 
     Kırmızı et kanserojen mi?
    
 
    Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

    Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

   “Her gün en az bir öğün et yemeli.”

   “Özgür dolaşan hayvanların kırmızı eti sağlıklıdır. Ancak pişirilme şekliyle biz bunları bozarsak kanserojen etki oluşur. Şnitzel haline sokmak, una veya  sosa bulayıp kızartmak kanserojen hale getirir. Izgarada sade olarak pişirdiğimiz veya yemeklerde kullandığımız kuzu eti, evde yaptığımız köfte, sağlıklı bir  şekilde pişirilirse kanserojen değildir.
 Kanser nedeni olan trans yağlardır. Kırmızı etin kanser yaptığını bildiren çalışmaların yapıldığı ABD gibi ülkelerde kuzu, keçi, koyun ve dana etleri yerine  sığır ve domuz eti tüketilir. Sığır ve domuzların beslenmeleri, kesilmeleri, etlerinin pişirilme ve tüketilme yöntemleri tamamen bizim yöntemlerimizden  farklıdır.
 Herkes, her gün en az bir öğün et yemeli. Etten korkmalarına gerek yok. Kırmızı etle hindi eti arasında hiçbir fark yok. Yahni gibi tencerede yaptığımız etleri  istediğimiz kadar yiyebiliriz. Bonfile, pirzola gibi etleri de düşük ısıda ızgarada pişirmenin sakıncası yoktur.”
 
 
 

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Hayatı Uzatmanın Sırları

“Şahsen ben insanların etobur değil, otobur olduğunu düşünüyorum.”

“Sebzelere, bitkisel proteinlere ve meyvelere ağırlık vererek et tüketiminin sınırlandırılması gerektiği kanısındayım. Genlerimizde bu derece fazla et tüketmek yok ve genlerimiz bu değişime ayak uyduramıyor ve fazla miktarda hayvansal protein tüketmek bizi hasta ediyor, özellikle de damarların ve kemiklerin yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Fazla miktarda et tüketmek kanser riskini artırabilir ve ürik asit yüklemesine bağlı gut krizlerine neden olabilir.
Hangi kırmızı eti, ne sıklıkta, hangi miktarda, nasıl pişirerek ve hangi besin maddeleri ile birlikte tükettiğiniz önemli. Bu noktalara dikkat ederek tüketilen kırmızı etin sağlık için faydaları var. Ancak salam, sosis, sucuk üçlüsünden uzak durmak lazım. Kırmızı etin yağsız kısımlarını tüketir ve tükettiğiniz miktarı abartmazsanız, kırmızı et sağlığınızı koruyabilir. Haftada 2-3 kez 100 gr civarında kırmızı et tüketmenin zararlı olmayacağı, aksine mutlaka yenmesi gerektiği düşüncesindeyim.”
 

Diyetisyen Taylan Kümeli

Lezzetin İnanılmaz Hafifliği

“Kırmızı et, demir kaynağı olan önemli bir besindir.”

“Kırmızı et yüksek oranda protein içeren, aynı zamanda da yapısındaki, vücut tarafından emilebilme özelliği yüksek olan demir sayesinde bizi kansızlığa karşı koruyan önemli bir besindir. Kırmızı etin içerdiği proteinler önemli bir enerji kaynağı olmalarının yanı sıra vücutta önemli görevlerde rol alırlar. Doku yapımı, doku onarımı ve büyüme ve gelişme açısından da en temel yapı taşlarıdır. Kırmızı et içerdiği demir sayesinde vücudu kansızlığa karşı korur. Fakat bu etkisini daha da artırabilmek amacıyla C vitamini açısından zengin besinlerle tüketilmesi önemlidir. Pişirirken özellikle yağda kızartmak yerine fırın, ızgara veya haşlama tarzında tüketilirse daha faydalı olacaktır.”
 
 
     Hangi tür balıkları tüketmeliyiz?
    
 
    Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

    Hayatı Uzatmanın Sırları

   “Çiftlik balıklarını tüketmenizi önermiyorum.”

   “Balık zengin Omega-3 kaynağı olan bir besin türü. Ancak çiftlik balıkları mısır özlü yemlerle beslendiğinden, tüketmenizi önermiyorum. Plankton ya da yosunlarla beslenen deniz balığından şaşmayın derim. Doğal ortamları içinde yaşayan bu balıklar, yosunlardaki Omega- 3’ü alarak, karaciğerlerinde metabolize ediyorlar ve hayvansal Omega-3 olarak depoluyorlar. Özellikle soğuk deniz balıklarını tüketmeye çalışın. Örneğin somon balığı, bizde balık ekmek olarak satılan Norveç uskumruları, yerel balıklarımızdan hamsi ve sardalye zengin Omega-3 kaynaklarıdır.”
 

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak

www.dilarakocak.com.tr

“Haftada en az iki kez balık tüketmek çok önemli.”

“Haftada en az iki kez balık tüketmek çok önemli.” “Balık beslenme yönünden çok değerli özellikle protein açısından zengin, bunun yanı sıra vitamin ve mineral açısından da çok iyi özellik gösterir. Büyüme dönemindeki çocuklar, hamileler, ileriki yaşlardakiler için özellikle hafızayı güçlendiren ve kendini iyi hissettiren omega-3 içeriği önemlidir.
Yapılan bazı araştırmalar, balık yemenin kalp hastalıklarından ölüm riskini yüzde 36 oranında azaltabildiğini ortaya koyuyor, ancak bazı sulardaki kirlilik ve balığın avlandıktan sonra geçirdiği aşamaların sağlığı tehdit edebilecek düzeyde olduğu da unutulmamalı ve bu konuda mutlaka tedbirler alınmalı.”
 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık

“Dünya artık omega-3’e doğru gidiyor.”

“Grönland’da yaşayan Eskimolar balina yağı ile besleniyorlar. Bunu yedikleri halde kalp hastalıkları, felç, unutkanlık, Alzheimer yok! Araştırıldığında görülüyor ki, balık yiyen toplumlarda bu hastalıklar yok.
Omega-3 yağları, ileri yaşlarda ortaya çıkan dejeneratif kronik hastalıkları ve yaşlanmayı önlerler. Asıl görevleri, vücudumuzda bulunan bütün
hücre zarlarının oluşmasını ve normal şekilde çalışmasını sağlamaktır.
Özellikle soğuk deniz balıkları Omega-3 yönünden zengindir. Norveç uskumruları, palamut, hamsi ve sardalyenin doğal Omega-3 içeriği son derece önemlidir.”
 
     Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Çeşitli gıda maddelerine ilişkin uzmanların verdikleri farklı bilgilere hemen her gün okuduğumuz gazetelerde, dergilerde, kitaplarda, izlediğimiz televizyon programlarında ya da göz gezdirdiğimiz internet sitelerinde rastlıyoruz. Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı beslenme, sağlıklı beslenme için de doğru bilgilere sahip olmak şarttır diyor ve sağlıklı bir toplum için gıdada bilgi kirliliğinin önlenmesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Diğer Yazılar

Henüz yorum yazılmamış

Yorum yaz

Email adresiniz paylaşılmayacaktır

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>



Yukarı Çık